English version

East & West: Merhaba Sayın Varlı, Batı, Yükselen Doğu ve diğer güçler (Güney Amerika gibi) arasındaki güç mücadelesini konu alan “Hegemonya Savaşı” isimli bir kitap yazdınız. “Doğu” dediğiniz kimler? Ve “Doğu” “Batı” ’nın üstünlüğünü nasıl tehdit ediyor?

Ibrahim Varlı: Doğu’nun neresi olduğu, ya da Doğu’nun sınırlarının nereden başladığına dair tartışmaların geçmişi bir hayli eski. Oryantalist bir bakış açısı da yok değil bu tanımlamalarda. Ama bu başka bir tartışma konusu. Bu tartışmaları bir tarafa bırakıp, genel tanımlamaları dikkate alacak olursa, Doğu ile kasıt; Asya-Pasifik bölgesi. Uzakdoğu Asya ülkeleri yani. Çin, Japonya, Güney/Kuzey Kore, Tayland, Tayvan, Rusya, Malezya, Filipinler vs… Çin başta olmak üzere bu ülkelerdeki kalkınma hamleleri, gelişmiş düzeyi ve ekonomik gelişme yıllardır dünya ekonomisini elinde tutan Batı Dünyasının tahtını sallıyor. Ekonomik üstünlüğün yavaş yavaş el değiştirmesi beraberinde politik güç kaymalarına da neden oluyor.

Hegemonya Savaşı k

Kitabı buradan satın alabilirsiniz

https://www.destekdukkan.com/Urunler/Hegemonya_Sava%C5%9F%C4%B1___%C4%B0brahim_Varl%C4%B1/1459
https://www.tikla24.de/kitap/ibrahim-varli/hegemonya-savasi/
https://www.odakitap.com/hegemonya-savasi-ibrahim-varli/9786053114239

E&W: Batı’nın düşüşü Trump’ın soyutlama tavrıyla ne kadar(nasıl) ilgili?

IV: Batı’nın ekonomik ve politik gücünün gerileyişinin Trump’la bir bağlantısı yok. Gerileme Trump’tan çok çok önce başladı. Trump bu gerilemeyi ve hegemonya kaymasını gördüğü için korumacı refleksle ABD’nin üstünlüğünün törpülenmesini önlemeye çalışıyor. Trump da farkında ki, Doğu’dan yükselen güç ABD’yi her alanda ticari, ekonomik, politik ve askeri olarak sıkıştırıyor. Çin’in devasa ekonomik kapasitesi ABD’yi tehdit ediyor. Trump da ABD’yi bu “tehlikeler”den korumak amacıyla duvarlar örmeye başlıyor.

E&W: İnsanlar Batı’nın düşüşünü yüzyıllardır konuşuyorlar, en azından Spengler’den beri. Doğu’nun bugünkü meydan okumasının durdurulamaz olmasının sebebi nedir? Nihayetinde ekonomik olarak dünyadaki varlığın çoğunluğu Batı tarafından yaratılıyor, Batı küresel finans sistemini kontrol ediyor ve Batı ülkeleri mallarıyla küresel piyasaya hükmediyor. Amerikan bilişim teknolojileri, Alman arabaları, İngiliz bankaları ve dahası. Ve askeriye konusunda, ABD bütün rakiplerinin toplamından daha fazla askeri harcama yapıyor.

IV: Doğru, yirmi-otuz yıl öncesine kadar küresel ekonominin büyük kısmı Batı tarafından üretiliyordu, Batı küresel finans sistemini kontrol ediyordu ve Batı ülkeleri mallarıyla küresel piyasaya hükmediyordu. Örneğin ABD 70’lerin ortalarına kadar dünya ekonomisinin yarısına yakınını neredeyse tek başına üretiyordu. Ancak günümüzde bu denge değişti, ABD’nin küresel ekonomi içindeki payı yüzde 18’lere kadar düşmüş durumda. Hala Batı’nın ekonomik, ticari, askeri üstünlüğü söz konusu evet. Ancak bu pay her geçen gün düşüyor, azalıyor. Bütün mesele de buradan kaynaklanıyor. Finans sistemi hala Batı’nın elinde olsa da üretim, mal, hizmet artık Doğu’dan üretilmeye, Doğu’dan karşılanmaya başladı. Japon, Kore, hatta Çin arabaları Alman otomotiv sektörünü geride bırakmak üzere. Küçük ada ülkesi Tayvan dahi koca İtalya’dan daha fazla ekonomik değer üretir duruma geldi. Çin bankaları İngiliz bankalarıyla boy ölçüşür durumda. Asya Kalkınma Bankası Dünya Bankasına ciddi şekilde alternatif. Latin Amerika’dan Afrika ve Ortadoğu’ya kadar her alanda boy gösteriyorlar. Çin, Güney Amerika’da da Afrika’da da ABD’yi küresel ticaret ve ekonomik hacim olarak geçmiş durumda. Bütün göstergeler bunu gösteriyor.

E&W: Batı, Doğu’dan daha güçlü bir meydan okuma geldiğini reddetmese de, kendi ahlaki üstünlüğünün sorgulandığını öyle görünüyor ki istemsizce görmüyor. Batı’daki insanlar küreselleşmeyi basitçe bütün Dünya ülkelerinin Batı ülkeleri gibi olması diye algılıyorlar, Batı’dan kasıt insan hakları, bireycilik, özgürlük ve hukukun egemenliği. Sizin bu yaklaşım ile ilgili gördüğünüz sorunlar nelerdir?

IV: Doğu’nun en büyük handikabı evet, özgürlükler, hukukun egemenliği ve insan hakları. Bu konuda Doğu’nun Batı’yı yakalaması çok daha uzun bir zaman alacaktır. Doğu’nun esasında bu konularda Batı’yı yakalama, hatta Batı’yı geçme gibi bir derdi de yok. Doğu ekonomik, ticari ve askeri olarak Batı’yı sıkıştırsa da evet insan hakları, temel hak ve özgürlükler konusunda daha çok mesafe katetmesi gerekiyor. Doğu zaten ekonomik ivmesini de otoriter, despotik, kalkınmacı yapısına borçlu. Çin’den Malezya , Endenozya, Kore ve Tayvan’a kadar bunun örnekleri mevcut.

E&W: Küreselleşmeden bahsetmişken, Batı pozitif yanlarını dünya ülkelerine göstermekte(reklam yapmakta) aşırı derecede başarılı: Rusya’dan Güney Afrika’ ya, Brezilya’dan Vietnam’a milyonlarca insan “Batı gibi yaşama” hayali içinde gibi görünüyor. Bu duruma “Doğu” nasıl katkılarda bulunabilir? “Doğu” ’nun küresel mesajı ne olabilir?

IV: Batı derken bu da tartışmalı tabi. Orban’ın Macaristan’ını, trump’ın ABD’sini, Salvini’nin, Berlusconi’nin, Lega Nord’un İtalyasını, Kern’in Avusturyasını kimselerin örnek aldığını söyleyemeyiz. Ama doğru, Doğu halkları temel insani kriterlerde Batı’ya öykünüyor. İnsanlar Batılı bir yaşam biçiminin düşlüyor. Doğu da ekonomik kalkınmaya paralel olarak insan hakları konusunda iyileşmeler gösterecektir. Bunlar biraz zaman alacaktır.

E&W: Size göre Batı’nın üstünlüğünün sorgulanması, onu ayrıştırır(böler) mı? Avrupa kendi yolunda, Amerika’nın korumasından kendini kurtararak yoluna devam edebilir mi?

IV: Bütün gelişmeler Batı dünyasının kendi arasında bir ayrışmaya gittiğini gösteriyor. Transatlantik cephe bölünüyor, bölünmeye doğru en azından yol alıyor. Bu da doğal. Trump ABD’si ile Kıta Avrupası’nın ortak paydaları her geçen gün azalıyor. Avrupa ister istemez ABD’den kopmak zorunda, tam bir koğuş olmasa da. Ama AB’ni ABD’ye bu derece bir bağımlılık ilişkisi artık Avrupa’nın çıkarlarına da ters. Çıkarlar çatışması günü geldiğinde kendisini daha katmerli şekilde gösterecektir. Avrupa ile Amerika arasındaki makas her geçen gün daha da açılacaktır. Bu kaçınılmaz. AB biraz sancılı ve sarsıntılı olsa da eninde sonunda kendi yolunu bulacaktır. Bulmak da zorunda, yoksa ABD’nin peşinde sürüklenip durur.

E&W: Bu gelişmede Türkiye’nin rolünü ne olarak görüyorsunuz? Hangi yollarla Doğu ve Batı arasında bir köprü görevi görebilir? Sonuç olarak Türkiye NATO’nun içerisinde olan bir ülke ve usulen Avrupai bir ülke, en azından Batı’nın en yakın ittifaklarından birisi.

IV: Türkiye coğrafyasının getirdiği jeostratejik konumu nedeniyle hem kltürel, hem ekonomik hem de jeopolitik olarak her daim önemli bir misyona sahip olacaktır. Ancak bu önemini hiçbir zaman bir güce dönüştürebilmiş değil. AKP ile birlikte izlenen yanlış politikalar nedeniyle gücünün artması bir tarafa, etkisini, saygınlığını ve misyonunu daha da kaybetmiştir. Türkiye, Doğu ile Batı arasında kalmanın sancılarını hep yaşayacaktır. Ancak Türkiye Batı cephesinin daimi bir üyesi. Zaman zaman Avrasya seçenekleri, yüzümüzü Doğu’ya çevirelim söylemleri ortaya atılsa da Batı İttifak yapısından kopması söz konusu olmaz. Bu kopuşa ülkenin dinamikleri de izin vermez.

E&W: Sayın Varlı, röportaj için çok teşekkür ederim.

 

 

Advertisements